Türkiye’de zorbalık bir çalışma biçimi…

Bu röportaj “İnsan Kaynaklarında Yeni Eğilimler” başlıklı kitapta yer aldı

Mobbingle ilgilenmeye nasıl ve neden başladınız? Bu konuda neler yapıyorsunuz? İş hayatından gelen biri olduğum için, iş stresini çok yakından tanıyorum ve iş, işyeri ve ilişkileri ile igili stresin ne tür hastalıklara yol açtığını biliyorum. Bu yüzden, amaç edindiğim ve çalıştığım alanlar çerçevesinde iş hayatındaki sorunların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmeye, onların kendilerine yardım etmelerini sağlamaya çalışıyorum. Kendime, çalışan insanların, sorunları kendi başlarına fark etmeleri, algılamaları ve bunları çözmek için bir şeyler yapıp, ilerleyebilmeleri konusunda yardımcı görevi üstlenme yolunu seçtim. Bu yolda, hem Reiki ve EFT (Duygusal Özgürleşme Teknikleri) gibi kendine yardım yöntemleri var, hem de dikkat çekilmemiş, gizli kalan konuları ortaya çıkarmak var. Bu konulardan biri de “mobbing” yani işyerinde zorbalık, yıldırma amaçlı duygusal taciz.

Gülcan Arpacıoğlu:

İş hayatı, günde en az sekiz saatimizi alan, gidiş gelişiyle beraber stresi çok yoğun olan, eve geldiğimizde de stresi süren ve bütün ailenin sorumluluğunu da yüklediğimiz bir ortamdır. Bu ortam aynı zamanda tatminimizi de sağlar. Kendimizi ifade etme yollarımızı iş yerinde buluruz: başarı, üretkenlik, verimlilik, yaratıcılık ve onur duygularımızı ortaya çıkarır işimiz.

Nasıl başarılarımız tüm ailemizi mutlu ediyorsa, stresimiz tüm sevdiklerimizi üzer, etkiler. Evdeki üzüntülerimizi ve problemlerimizi de iş ortamına taşıdığımız çok olur, her ne kadar duygularımızı bastırmayı ve içimize atmayı istesek de. İnsanoğlu, iç içe geçen rollerinin bileşimidir. Örneğin; iş yeri kişinin patron rolünü oynarken kalbindeki aşk acısını taşıdığı, fakat saklamak zorunda olduğu bir yerdir. Bir başkası iş arkadaşlarınca dışlanmıştır, takma isimle çağrılıyordur, iş yükü üçe katlanmıştır, yılsın da gitsin diye. Yani, zorbalığa uğramaktadır. Yine de evine ulaştığında bundan bahsetmek ona çok ağır gelir, orada “baba” rolünü iyi oynamak zorundadır. Birçok sıkıntı iç içedir, birbirine örülüdür.

Ben bu nedenlerle özellikle sıkışmış, tıkanmış olan çalışanlara yardım etmek istiyorum. Nadiren bireysel anlamda oluyor bu yardım, çoğunlukla genel eğitimler verip teknik öğretiyorum ki, kendileri rahatlasınlar, işleri kolaylaşsın.

Bu “zorbalık-yıldırma” kavramlarını ortaya çıkarma amacımdaki temel nedenlerden biri de, yakın tanıdığım ve çok başarılı olmuş bir yöneticiye uygulanan zorbalık. İşini ve tüm haklarını bırakan bu kişi gibilerinin sesi olmak istiyorum. Artık bu olgunun da tıpkı “Cinsel Taciz” gibi konuşulması, kurumların ve devletin insanlara sahip çıkmasına yardım için.

Zorbalığa uğrayan kişiyi korumak; onun kendi durumunu tanımladıktan sonra kendi çözümünü kendinin üretmesini, çözüm üretemiyorsa; bunun başına neler getirebileceğini bilmesini ve ona göre oradan ayrılıp ayrılmamaya karar vermesine yardım etmek istiyorum. Öte yandan, zorbalık eden kişi ve kişilerin de yaptıklarının acı sonuçlarının farkına varmalarını sağlamak gerekiyor.

Türkiye’de zorbalık bir çalışma biçimi…
Zorbalıkla ilgilenmemin temel nedenlerinden biri de, zorbalığın, yıldırma politikalarının bir sorun olarak henüz bilinmemesi. İş ortamında kelime anlamıyla, “zorbalık” var, ama Türkiye’de mobbingin, dilimizdeki şekliyle “İşyerinde Sistematik Zorbalık” ın tanımı yapılmamış henüz. Avrupa Birliği ve ABD ortalaması olarak baktığımızda; çalışanların %16’sının zorbalığa maruz kaldığını görüyoruz, bu oranın Türkiye’de en az %30 – %35 olduğunu düşünüyorum. Çünkü zorbalık, Türkiye’de bir çalışma biçimi olarak benimsenmiş durumda. Bunun normal çalışma etiğinden ayrılması ve ilkelerin dışında tanımlanabilmesi için Türkiye’de de bir çalışma yapılmalı. Bu çalışmayı, Çalışma Bakanlığı’nın ya da çalışma ortamlarının sosyal durumunu ortaya koyacak olan, onların ilkelerini saptayacak ve kontrolünü yapacak olan bölümlerin, kuruluşların yapması gerekiyor. Bunun kabul edilemeyecek bir davranış olduğunun, adalete bile yansıtılabilmesinin koşulları yaratılmalı.

AB’ye girme yolunda bir ülke olarak çalışma ortamlarımızı AB’nin etik kurallarına uydurmamız gerekiyor; dolayısıyla zorbalığı tanımlamamız, araştırmalar yapmamız ve belki de, kişisel tahminlerime göre, en az yarıya indirmemiz gerekiyor.

Kısaca mobbing…
Mobbing, Zorbalık ve Yıldırma, bir iş yerinde başarısı, bilgisi ve olumlu tavırları nedeniyle bazı kişilere tehdit oluşturan bir çalışana, bir ya birkaç kişinin çeteleşerek uyguladığı, sistematik ve uzun süreli duygusal eziyettir. Bu çalışana astları, eşitleri ya da üstü çeşitli şekillerde saldırabilir: Olanakları, eğitimleri, bütçesi kısıtlanır, yükselmesi engellenir, alay edilir, toplantılara çağrılmaz, dışlanır. Bağrılır, hakaret edilir, aşağılanır.

Mobbingde çok fazla çıkış yolu yoktur. Amaç; o kişiyi yıldırmak ve oradan “defolup” gitmesini sağlamaktır. Genelde “Ben bu kişiye istediğimi yaparım çünkü o benim altımda çalışıyor” anlayışı hâkimdir. Zorbalığa uğrayan kişi farkında olmadan çok büyük zarar görür. Örneğin; İsveç’te zorbalığa uğrayan kişilerin %3’ü intihar ediyor ya da PTSD (Post Traumatic Stres Disorder) yani travma sonrası stres bozukluğuna uğruyor ve bir daha hiçbir yerde çalışamaz hale geliyorlar.

Bu durum hafife alınacak bir durum değil. Çünkü işimiz, yaşamımızın en önemli parçasını oluşturuyor, ayrıca ailemizin bakımını sağlıyor. Yani iş yerinin sükûneti ya da stresi doğrudan aileye ve topluma yansıyor. Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde ve kalabalık fabrika ortamlarında zorbalık farkında bile olmadan yapılıyor. Beyaz yakalılarda entrikalarla ve komplolarla yapılıyor. Hükümet eliyle kamuya getirilen insanların yaptığı zorbalıklara, zaten hiç sesinizi çıkaramıyorsunuz. Tıp ve eğitim dünyasının hiyerarşisi içinde nice değerli insan harcanıyor. Özellikle, başka bir yere gitme olanağınız yoksa, o iş yerinden hasta olup, duygusal dengeniz tamamen bozulmuş olarak ayrılıyorsunuz. Bu bir gerçek ve birinci adım gerçekle yüzleşmek.

Tüm dünyada da, Türkiye’de de bu gerçek her gün yaşanıyor. ABD ve Avrupa Birliği ortalamalarına göre, iş gücünün %16’sı zorbalıkla yıldırılmaya maruz kalıyor ve önce sağlığından, sonra işinden oluyor. Bu da demektir ki, bugün ülkemizde milyonlarca insan ciddi acı çekiyor.

“İş hayatı böyledir”…
Genel müdürlük yapmış, şimdi üniversitede hocalık yapmakta olan, yurt dışı tecrübesi de olan bir arkadaşım var. Ona zorbalıktan bahsettiğimde “Hadi canım, böyle bir şey yok. Doğru dürüst çalışan adama kim, niye taksın? İşini yapmıyordur” dedi. O kadar burun kıvırdıktan sonra onun hayatını düşündük; hayatında o kadar büyük bir zorbalık vardı ki; profesyonel hayatının çok önemli bir bölümünü bitirmiş, dengesini bulması yıllarını almıştı.

Yani mobbing öyle bir şey ki, insanlar onun zorbalık olduğunu anlayamıyorlar, sanki “İş hayatı böyledir” gibi geliyor…
Başka bir arkadaşımız; “Bu bir yönetim şeklidir, köpekbalıklarıyla yüzüyorsun, ısırmayı da bileceksin” dedi, alaycı bir tavırla. İşini bu yüzden kaybetmiş bir finansçı iş kadını “Ne yapacaksın? Bizim iş hayatımız son buldu işte. Hiçbir şey yapamıyorsun…” diyordu, yılgındı, yenikti. İş hayatında bu durum kanıksanmış, bazı insanlar birbirlerine iyi davranmayı, iş hayatında birbirlerine yardım etmeyi ve destek olmayı unutmuşlar. Bu yüzden takım çalışması, ekip dinamiklerinin dengelenmesi vb yapılmaya çalışılıyor ama o ekip çalışmalarının içinde de bu tavırlar devam ediyor. Ekiplerin içinde de birisi “günah keçisi” seçiliyor ve ona çete halinde zorbalık yapılıyor. Bazen bu kişi proje lideri, ekibin yöneticisi bile olabiliyor. Aralarından sivrilen kişiye astları eziyet ediyor, başarısızlığın tek sebebi o gösteriliyor, bu durum olağan sayılıyor.

Peki, günah keçisi olarak seçilen zorbalık mağdurlarının ortak özellikleri var mı? Yoksa zorbalık herkesin başına gelebilir mi?
Gülcan Arpacıoğlu: Elbette ortak özellikleri var. Günah keçisi diye seçilen kişi, o şirkette kendini ispatlamış ya da ispatlamaya başlamış olan çok iyi niyetli, ilkelerine son derece saygılı, çok sadık, çok dürüst, içsel olarak kendine çok saygı duyan ve şirkete hizmet etmeyi düşünen bir kişidir ve saf bir insandır. Bu kişiler sabahları “İşe gidip akşama kadar bütün emeğimi vereyim.” diye düşünen insanlardır. İçe dönük, iş odaklı, işini çok önemseyen, yüksek değerleri olan kişilerdir çoğunluğu. Bu benim “taraflı” görüşüm değil, araştırmaların ortaya çıkardığı bir şey.

Zorbalığın acımasız başarısının önemli olan tarafı; kurbanın kendinden şüphe etmesine neden olmasıdır. Zorbalığa maruz kalanlar idealleri o kadar yüksek insanlardır ki, her suçu kendilerinde ararlar. “Acaba daha iyi olabilir miyim, daha iyi yapabilir miyim?” telaşı içerisinde suçu kendilerinde bulurlar.

Özgüvene doğrudan yapılan pervasızca saldırılar sonucunda kişiler içe dönük olarak hesaplaşmaya başlar. Bu hesaplaşmalar çok derin ve üzücü olur. Kişi “Acaba ben neden başaramıyorum, benim karakterim mi bozuk, benim bilgim ve deneyimim mi yetersiz, hakikaten aptal olabilir miyim?” diye düşünür. Kendine olan güveni sarsıldığında, dikkatini daha çok başarılı olmaya, kendini ispat edebilmek için daha çok çalışmaya verir. Bu davranışı saldırganların ekmeğine yağ sürer. Her işi ona verirler, iş tanımında olmayan işlerle masasını doldururlar, imkansız sürelerde bitirmesini emredip, yapamadığı zaman haşlarlar, dalga geçerler. Kurban kendi yapması gereken işleri de yetiştiremeyince, bu sefer performans değerlendirmede puanları düşer, bu da özgüvenini iyice yitirmesine neden olan yeni bir kısır döngü yaratır. Bu durum hem çeteleşme türündeki zorbalıkta hem de yöneticilerin yaptığı zorbalıkta geçerlidir. Örgüt buna göz yumduğu, kimi zaman kışkırttığı için, kurban kendini büyük baskı altında çaresiz görür.

Kendine zorbaca davranılan kişi, zarar vermek istemeyen, kendini son derece sorumlu bulan iyi bir varlıktır ve saldırıya açıktır. Ayrıca “assertive” özelliği yoktur. Kendi ağırlığını karşısındaki kişilere hissettiremez, rahatça reddedemez, “Hayır” diyemez, direnç göstermek yerine hep uyum sağlamayı ve fedakarlığı seçer. Öyle yetiştirilmiştir. Özetle en büyük sorunu; “Siz bunu bana nasıl söylersiniz? Ben işimi doğru dürüst yaptım, başka bir şey yapmam gerekiyorsa, bunu zamanında sizin bildirmeniz gerekir” şeklinde konuşamamasıdır. Orada bir problem vardır. Bu kişiye “assertive” olmayı öğretmek gerekir.

Türkçe’de “assertiveness” kavramını; kendi değerini ve önemini bilme ve bunu sözleriyle, beden diliyle ve eylemleriyle karşısındakine bildirme ve kendi dediğinde direnme olarak tanımlayabiliriz. Zorbalığa uğrayanlarda bu eksiktir. Ayrıca kişi işini kaybetmekten, gururunun incinmesinden, verimsiz, başarısız, dikkatsiz gibi sözcüklerin kendine yapışıp kalmasından, bunların başkası tarafından kullanılmasından ve duyulmasından, hem kendine yapılan ithamların duyulmasından, hem de işini kaybetmekten korkar.

Özetle kurbanların profilleri böyle. Bu yüzden, “Zorbalık herkesin başına gelebilir mi?” Sorusuna “Evet, herkes üzerinde denenebilir, ama herkes kurban olmayabilir. Dirençli, cesur, bu davranışları kabul etmeyeceğini belli eden kişinin saldırıya maruz kalması durumunda göreceği zarar azdır. En azından kendine olan güvenini yitirmeden önce başka bir iş bulur ve sağlığı bozulmadan yeni bir ortama geçmiş olur.

Bu kişiler kimlere tehdit oluşturmaktadır?
Gülcan Arpacıoğlu: Bireysel zorbalıkta, kurbanlar, kendilerinden daha az eğitimi olan, onun gibi dil bilmeyen veya yeni yöntemleri öğrenmeden, eski yöntemlerle çalışmaya devam eden bir üst pozisyondaki yöneticiler tarafından tehdit olarak algılanabilmektedirler. Mevkii tehlikeye giren, ya da saygınlığının sarsılacağından korkan yönetici, ondan en yüksek verimi almak yerine, bertaraf etmeyi seçer.

Çeteleşme durumunda ise, işe yeni giren üstün özellikli kişiyi veya kendi aralarında çalışkanlığıyla yükselen, yeni eğitimler alarak bir üst niteliğe sahip olan ya da ayrı bir zam / unvan alan kişiyi çekemiyorlar, onun gerisinde kaldıkları için veya bu kişinin çıta yükseltmesinden hoşlanmadıkları için dışlıyorlar. Aralarından birinin yönetici olması bekleniyorsa, onun olmasını istemiyorlar. Çete halinde o kişiye saldırıyorlar.

Zorbalığı kimler yapar?
Gülcan Arpacıoğlu: Zorbalık yapan kişi, bir kişinin üstü de olabilir, eşiti de olabilir, astı da olabilir. Ama genel olarak profil çizildiğinde; bir üst yöneticidir. Kadın ve erkeklerde zorbalık aynı oranda yapılmaktadır. Fakat erkek yöneticiler sayıca çok fazla olduğu için zorbalık yapan çoğunluğun 35 – 45 yaşlar arasındaki, eğitimli erkekler olduğunu görüyoruz. Ama kadınlar da yönetici olduklarında sıkı birer zorba oluyorlar, onu da ayrıca belirtmek gerek.

Zorbalık yapan kişiler eğitimli de olabiliyor. Örneğin; eğitimli bir yöneticidir fakat istediği kişi istediği pozisyona atanmadığı zaman yeni gelen kişiye zorbalık yapabilir, özellikle sevmediği ya da çıkarlarını tehdit eden başka bir yöneticinin istediği kişi o pozisyona getirilirse yine aynı şekilde zorbalığa başvurabilir. Bu tür nedenleri çoğaltmak mümkündür.

Genellikle zorbalık yapan kişi, hedef olan kişinin %81 oranında üstü, %14 oranında eşiti veya çalışma arkadaşı, %5 oranında ise astıdır. Kurbanların ise %77’si kadındır. Çünkü uzun senelerdir, çalışma ortamları erkeklerin egemenliği atındaydı. Kadınlar iş ortamına girdiğinde, bir başka erkeğin işine engel oluyormuş gibi algılanıyor. Erkekler kendi aralarında “Bir adam kendi evini, ailesini doyurur. O kadındır, sonuçta ona bakacak bir erkek vardır” diye düşünüyorlar. Yani avlanan ilkel erkek, günümüzde dışarıda çalışan erkektir. Kadın evde çocuk bakar, yemek pişirir, anne ve ev kadını olarak görev yapar. Ama çağımızda durum değişti. Kadınlar, erkeklerin yaptığı her işe “bulaşmaya” başladılar. Eskiden “Erkek işi” olarak bilinen bazı işleri erkeklerden daha iyi yapabiliyorlar. Hatta erkeklerin de kendileri gibi yemek pişirip, bebek bakmalarını istiyorlar. Erkekler ise böyle şeylerden hiç hoşlanmıyorlar.

Ayrıca ortamda bir tane bile kadın olsa, erkeklerin rahatı bozuluyor, istedikleri gibi davranamıyorlar. Kadının aralarından gitmesi için uğraşıyorlar. Bu tabii ki herkes için geçerli değil, böyle yapanlar için konuşuyoruz.

Araştırmalara baktığımızda; erkeklerin %69 oranında kadınlara, kadınların ise %84 oranında kadınlara zorbalık yaptığını görüyoruz. Yani kadının dişi erkeğe değil, kadına geçiyor, erkekle uğraşamıyorlar. Oysa erkeğin dişi kadına hep geçiyor zaten. Dolayısıyla bunlar çok önemli istatistikler.

İş yerlerinde zorbalığa uğrayan kişi ne gibi olaylarla ve tavırlarla karşı karşıya kalıyor?
Gülcan Arpacıoğlu: Çete halinde yapılan zorbalıkta, öncelikle bu kişi dışlanır, kişinin hakkında dedikodular üretilir, bu kişiyle konuşulmaz, konuşulduğu zaman ise son derece aşağılayıcı şeyler söylenir ya da bu kişinin eşyaları kurcalanır. Sürekli haksız suçlamalar yapılır, küçük düşürülür, kişi ortamda zavallı durumuna getirilir, kişiye hazmedilemeyecek ve cevap verilemeyecek laflar söylenir, herkesin karşısında rezil edilir ve kişi rezil edilmesinin nedenini anlayamaz. Duygusal ve düşünsel olarak, telefonla ya da benzer yollardan taciz edilir, kişiye duygusal olarak eziyet çektirilir.

Mesela; bitmesi mümkün olmayacak kadar kısa bir süre zarfında bir raporun bitmesi istenir ya da yapılan işe o kadar anlamsız ve olumsuz yorumlar yapılır ki; kişi karşısındakine cevap bile veremez. Önemsiz işler tekrar tekrar yaptırılır. Kişinin yaptığı iş; mimik ve jestlerle birlikte, kişinin eşitinin yanında karalanarak, kişi küçük düşürülür. Bu konuda komplolar çok fazladır, örneğin; eşitinin yanında küçük düşürdüğü kişiyi, üst düzey yöneticinin yanında överek kişi şaşkınlığa uğratılır. Ya da düzeltmelerini bitirmiş, işini gayet güzel teslim etmiş kişiye “En iyi kendinin çalıştığını sanıyorsun ama yine de benim standartlarımda değil! Kaliteyi burada ancak ben belirlerim, şimdi bunu en baştan yapacaksın” gibi cümlelerle eziyet edilir. Burada amaç kişiyi işten çıkartmak ve kişinin o ortamdan kaçmasına sebep olmaktır. Burada bilgi gizlenir, kaynaklar kontrol edilir, para verilmez, zaman verilmez, bütçe verilmez, eğitim verilmez. Her alanda acımasızca engellenir, çalışma ortamı bir cehenneme dönüştürülür.

Davranışlar, uzun süreli ve sistemli bir şekilde yapılırsa zorbalıktır…
Burada şuna dikkat edilmelidir; bir iki kere yapılan şey zorbalık değildir. Davranışların zorbalık sayılması için sistemli, uzun süreli -en az altı ay-, sık sık ve hatta örgütlenerek, çeteleşerek yapılması gerekir. Tek kişinin yapmasına genelde bullying (bireysel zorbalık) denir. Zorbalığın işleyebilmesinin temel nedeni, örgütün bunu anlamaması, tanımlamaması, görmezden gelmesi ya da buna göz yummasıdır. Çünkü zorbalık yapanlar eski elemanlardır, bunlar yeni geleni biraz ezerler, buna da boş verilir. Bir kişiden birkaç şikâyet gelir ama aldırılmaz; kişinin pimpirikli olduğu düşünülür ve diğerlerine tavır koyması önerilir.

Üst düzey yönetici, zorbalığa uğrayan kişinin de diğerlerine karşı ayakta durmasını ister. Alışmasını, diğerlerine, çalışma ortamına “uyum göstermesini” bekler. Bunun neden imkânsız olduğunu anlayamaz. Diğer taraftan çeteleşmiş kişiler kışkırtıcı tavır takınıp, kişinin doğrudan işten atılmasını da sağlayabilirler. Üstünde durulması gereken nokta, kişinin bu tavırlar karşısında kendisini çaresiz görmesidir. Kişinin yapabileceği bir şey yoktur; yaşadıklarını içine atar. Zorbalığa uğrayan kişi her zaman zarar görür. Sonucunda fiziksel, zihinsel ya da sosyal sorunlar ya da işten çıkarmalar gerçekleşir.
Peki, farkında olmadan zorbalık yapanlar varsa; başkasına zorbalık yaptıklarının ne şekilde farkına varabilirler?Bunu anlamanın birçok yolu vardır, öncelikle kişinin şu noktalara dikkat etmesi gerekir;

* Önyargılı olarak, her şeyin faturasını tek kişiye çıkartıyor mu?
* Kendisinden daha iyi eğitim almış ya da daha iyi özelliklere sahip olan kişiye, kıskandığı için kötü davranıyor mu?
* Daha başarılı olan kişiyi engelleme isteği duyuyor mu?
* Birini üzmek, kızdırmak ya da sindirmek hoşuna gidiyor mu?
* Sesini yükselterek ya da kinayeli konuşuyor mu?
* Gözüne kestirdiği kişinin olanaklarını kısıtlıyor mu?
* Dedikodu yapıyor mu?
* Aynı kişiyle olumlu ilişkiler kurmak ve onun performansını artıracak şekilde davranmak yerine arkasından konuşuyor ya da onu başkalarına şikâyet ediyor mu?
* Karşısındaki kişi sürekli ağlıyor ya da sık sık işe gelmeme problemleri yaşıyor mu?
* Bu kişiler hangi sebeplerle karşılarındaki insana zorbalık yapmaktadırlar?

Zorbalık yapanların sebepleri; kadro değişikliği yapmak istemeleri, o kişinin yerine başkasını getirmek istemeleri ya da o kişiden kurtulup o şirketi ya da departmanı kendi istediği gibi yönetmek olabilir. Bazen yolsuzlukların ortaya çıkarılmasını engellemek için yapılır, bazen de doğru gitmeyen uygulamaları üst yönetime bildiren, “şikayet eden” , “ispiyonlayan” dürüst kişinin üzerine çullanılır.

Zorbalığa maruz kalan kişi, başka işe gitse de önceki işindeki insanlar onu karalamaya devam edebilir. Zorba, kurban seçtiği bireyi, kişisel bir tehdit olarak algılıyor ve duygusal, zihinsel ve sözsel aşırı büyük bir saldırıda bulunuyor ki, özgüveni yıkılsın. Maddi olarak yıkılsın, hatta onun hayatından yok olsun. Bunları kimse bir problem olarak görmüyor, en şaşırtıcı olan ise insanların kendisi de fark etmiyor.

Zorbalık hangi nedenlerle başlıyor?
Gülcan Arpacıoğlu: İlk olarak bir çatışma söz konusu oluyor. Bu çatışma çözümsüz kalıyor ve iletişim sorunları başlıyor.
Yapılan araştırmalara göre; zorbalık %58 oranında kurban boyun eğmeyi reddettiği ve kontrole direnç gösterdiği için, %56 oranında kurbanın zorbalık yapan kişiden iş konusunda daha üstün olmasından kaynaklanan çekememezlik sebebiyle, %49 oranında kurbanın sosyal yetenekleri, olumlu tavırları ve işyerindekilerce sevilmesi sebebiyle, %46 oranında kurbanın kurum içinde yanlış giden olguları otoritelere bildirmesinin ispiyonculuk gibi algılanması ve %42 oranında ise zorbanın acımasız kişiliğinden kaynaklanmaktadır.

Zorbalığa uğrayan kişide ne tür sağlık sorunları görülebilir?
Gülcan Arpacıoğlu:
İnsanoğlu etten kemikten oluşan bir varlık değil; duygu ve düşünceleri de var; çalışma ortamı, ekolojisi var, yediği içtiği var, geçirdiği travmalar ve olaylar var; çocuğunun hasta olması bile verimini etkileyebiliyor veya işinin zorlaştığı bir noktada kocasıyla kavga edebiliyor; yani her şey iç içe geçiyor. Bu kişinin, duygusal ve düşünsel sistemindeki bozukluklar, yaşam enerjisinin iyi akamamasına neden oluyor. Yaşam enerjisi tıkandığı için belirli organlar enerji alamadığı için onlar hastalanmaya başlıyor. Doğu tıbbı da, Harvard Tıp Akademisi de zihnin ve bedenin birlikte çalıştığını söylüyor. Stres, bağışıklık sistemini bozuyor, bağışıklık sistemi çöken insanın, her tür hastalığa açık olması çok kolay, doğal hale geliyor.

Zorbalığa uğrayan kişi, bunu kimseyle paylaşamıyor. Asıl sorun buradan kaynaklanıyor; zorbalık mağduru içe dönüyor, kendinden şüphe ediyor fakat bunu ne eşine, ne yakın bir arkadaşına ne de iş yerinden birine anlatamıyor. Zaten bununla ilgili bir merci oluşturulmuş değil. Örneğin, insan kaynaklarına gidip başvuramıyor, başvursa da sonuç alamıyor. Dolayısıyla yoğun depresyon başlıyor. Depresyonun sonrasında çeşitli ağrılar, yüksek tansiyon vb yaşanıyor ve bu durum hastalanmalara kadar gidiyor, kişi en sonunda çalışamayacak hale geliyor ve işten ayrılıyor.

Ayrıca kişinin psikolojik sorunlar yaşaması da söz konusu. Örneğin; kaygı, stres, yoğun endişe, panik atak oluşabiliyor. Alerji ve uyku bozuklukları da oluşabiliyor.
Örneğin; kişinin gece yatarken düşündüğü tek şey ertesi gün yapacağı sunum oluyor. O sunumla ilgili patronu eğer “Sen bu işi süper yapacaksın, sakın meraklanma, ben sana destek olurum!” demişse başka, “Göreceğiz bakalım nasıl olacak yarınki sunumun, Pek Bilmiş Hanımefendi… Gözüm üzerinde olacak.” demişse o kişi daha başka uyur. İkincisinde kişi gerilir, uyuyamaz, kaygılanır, yoğun endişe ve stres oluşur. Nefes alamaz; kalp çarpıntıları ve karın ağrıları başlar, çalışmaları bozulur, odaklanamaz, konsantre olamaz, sinirli olur, her an kendini tehlikede hisseder, paranoya geliştirir. Sürekli tetikte ve gergin olur. Kafasında sürekli olarak komplo teorileri ve zorbanın ona yaptığı / yapması muhtemel tavırlar bulunur, baş ağrıları, tüm duyguları bastırmadan ötürü çıkan rahatsızlıklar ve yüksek tansiyon oluşur.

Bunların dışında kâbuslar, kötü anılar, alkol, sigara ve uyuşturucu madde kullanımı başlar. Yüksek dozajlı, uyuşturan ilaç verildiği zaman kişi kendini rahatlamış hisseder, sakinleşir belki ama, bu sefer de düşünecek hali bile kalmaz, odaklanamaz, işini düzgün yapamaz, performansı düşer.

Aşırı yorgunluk, çalışamama ya da yataktan çıkamama durumlarına da sıkça rastlarız. Kişi, bel ağrısından ya da uykudan başını kaldıramaz. Kendini kapatır, çalışamaz. Belirgin kilo kaybına ya da kilo alma görülür. Eklem, kas ağrıları yaşar. Dayanma gücünün son haddine geldiği zaman ise zorba kişiye karşı saldırıya geçer.
Zorbalık yapan olan kişi bilmeli ki; zorbalık yaptığı insan %40 olasılıkla depresyona girecek. Depresyona giren kadınların %31’i, erkeklerin ise %21’i PTSD yani travma sonrası stres bozukluğu yaşıyor. Bu demektir ki, duygusal dengesi ve sağlığı öyle zarar görüyor ki, bir daha çalışamaz hale geliyor.

Kişiler bu kadar ciddi derecede zarar veren zorbalık kurumlara ne tür zararlar vermektedir?
Gülcan Arpacıoğlu: Kurumsal zararlar çok yüksek, dolayısıyla şirkette zorbalık yapıldığını anlamayan yöneticiler büyük çapta zarara girmiş oluyorlar. Çünkü hedef seçilen kişi başarılı bir kişi ve bilgi envanterinin en önemli adaylarından biri, zorbalık bu nedenle iş kaybına ve kurumun veriminin düşmesine neden oluyor. Ayrıca iş yerinde yüksek işgücü devri oluyor, büyük masraflar getiriyor. Kurbanların %82’si işten ayrılıyor. Sağlık masrafları veya performans değerlendirme sistemi yüzünden kişiler işten ayrılıyor. Bunlar kurumsal olarak yaşanan sorunlar.

Performans değerlendirme sistemleri kurumların içerisinde öyle oturmuştur ki; kişi oturur müdürüyle performans değerlendirmesi yapar. Müdür zaten çalışana zorbalık yapmaktadır. Performansın o kişi tarafından iyi değerlendirilmesi beklenemez. Kişi ne kadar başarılı olursa olsun zaten önü performans değerlendirme yüzünden tıkalıdır. Kurumda sağlık ödemeleri artar. Müşteri odaklı bakıldığında, müşteriye hizmet niteliğinde düşme görülür. Bunların kurumsal maliyetleri çok yüksektir.

Örneğin, CBI tahminine göre, İngiltere’de 1997 yılında, stres ve stres nedenli hastalıkların endüstriye ve vergi ödeyenlere maliyeti yılda 12 milyar sterlin olmuştur. Tüm stresle ilişkili hastalıkların yarısının işyerinde zorbalığa maruz kalma nedeniyle olduğu tahmin ediliyor (UMIST). Bu da zorbalığın İngiltere’ye yıllık maliyeti 6 milyar sterlin demek.

Bunu engellemek için zorbalık yapan kişi nasıl bir tavır takınmalı, neler yapmalı?
Gülcan Arpacıoğlu: Öncelikle kişi, dirençli ve cesur olmayı öğrenmeli. Zorbaya karşı direnmeli, kendi hakkını aramalı, kendine saygı duymalı, değerini bilmeli, öneminin farkına varmalı. Yani kişiler, nazikçe, biraz dişini göstermeli. Beden diliyle, sakin ses tonuyla varlığının gücünü hissetmeli…

Zorbalık için henüz farkındalık gelişmiş değil ama eğer yapılan ve yapılması istenen her şeyi yazılı bir şekilde kanıt oluşturabilecek olanak varsa, böyle bir dosyanın mutlaka oluşturulması gerekir.
“Ben sana şunu söylemiştim, neden yapmadın!” Diye bağırıldığı zaman sakince “İsteklerinizi yazılı biçimde istemiş olduğumu size bildirmiştim” diyorsunuz. “Yazı gelmeyen hiçbir şeyi talimat olarak kabul edemiyorum, çünkü şirketin kuralları böyle” diyorsunuz. Hala sözlü olarak, düşük nitelikli işler veriliyorsa, bunlara yazıyla cevap veriyorsunuz: “Benim iş tanımım bunları kapsamamaktadır. Bu tür işlerinizi sekreterlerinizin yapması daha uygundur” şeklinde bir yazı yazıp, kopyasını saklamak gerekir. İşin acı tarafı, bunlar rapor edildiği zaman çok şey umulmamalı.

Gerekirse kişi, tıbbi ve psikolojik yardım almalı. Stres, panik ve çaresizlik için mutlaka yardım almak gerekir. İş arkadaşlarıyla, eşiyle, herkesle bunu paylaşmak gerekir. Paylaşılmadığı zaman bu durum, ağır bedensel hastalıklara yol açabilir. Eğer kişi her türlü yardımı aldığı halde, dayanamıyorsa en son şey; kişinin iş araması, hatta hemen istifa etmesidir. Çünkü travma sonrası stres bozukluğu, psikolojik bozukluklar, derin hastalıklar ve yüksek tansiyonlar ile yaşamaktansa başka bir yerde şansını denemek daha mantıklı bir yoldur.

Ayrıca, bire bir ortamda tek başına talimat almamak gerek. Talimatları başkasının yanında almaya çalışmak da etkili olabilir. Kişi odaya çağrıldığı zaman o odaya bir arkadaşıyla birlikte gitmeye çalışmalı ya da “Bana isteğinizi bu odada bildirmeniz gerekmiyor. Bana yazılı bildirin veya bir arkadaşımın yanında söyleyin, onun da duymasını istiyorum, beraber çalışıyoruz” demelidir. O arada tanık oluşturulmuş olur.

Tanık oluşturmak çok önemlidir. Arkadaşlarının kişiye şahitlik etmesi gerekir. Sonuçta zorbalık rapor edilirken en azından bir tanık bulunması gerekecektir. Ama buna cesaret edebilecek bir arkadaş bulmak zor olabilir, çünkü o da işini riske atmak istemeyebilir. Bunlara ek olarak, kişinin stres azaltıcı yöntemler öğrenmesi ve uygulaması şarttır.

Çalışanların rolü…
Zorbalık konusunda, zorbalığa uğrayan kişi dışındaki çalışanlara da birtakım görevler düşmektedir. Eğer yapılan zorbalıkla ilgili bilginiz varsa ve zorbalığa uğrayan kişinin bu kavram hakkında bilgisi olmadığını hissediyorsanız, o kişiyi uyarmalı ve bu konuda bilgilerinizi aktarmalısınız. Burada amaç; farkındalık yaratmaktır. Bununla birlikte, arkadaşınıza ya da bir başka çalışana yapılan kötü muameleye karşı tepkisiz ve duyarsız kalmamak gerekir. Bu bağlamda; zorbalık kurbanına yardım edilmeli ve kişi desteklenmelidir. Ayrıca, kişi insan kaynaklarına ya da bir üst yönetime başvuruda bulunduğu zaman, kişinin maruz kaldığı zorbalığa şahitlik etmek de yerinde bir davranış olacaktır.

Tüm kurumlarda zorbalığın yapıldığını söylediniz. Bir yönetici çalışanları arasında zorbalık yaşandığını nasıl anlayabilir?
Gülcan Arpacıoğlu: Öncelikle çalışma ortamının gerginliğinden ve mutsuzluğundan anlaşılabilir. Bununla birlikte, birtakım şikâyetler gelmeye başlar. Aynı bölümde iş gücü devri artar. Bunun dışında yönetici, sorumluluğun tek kişiye yüklenip yüklenmediğine, ekip içindeki dengelere de dikkat etmelidir. Ayrıca, her hatanın ya da verimsiz çalışmanın, uyumsuzluğun sorumlusu olarak tek kişinin gösteriliyor olması, aşağılayıcı ve şikayet dolu sözlerin hep aynı kişi hakkında olması da iş yerinde zorbalık yaşandığının bir göstergesi olabilir.

Kurumsal yapı olarak, kamu, bankacılık, eğitim, sağlık sektörü ve aile şirketleri zorbalık yapılmasına daha müsait ortamlardır. Buna ek olarak, orta kademe yöneticilerin eğitim seviyesi düşükse ve değişime kapalı kişilerse; zorbalık yapma ihtimalleri artar.

Kurumlar zorbalık konusunda ne yapmalıdır?
Gülcan Arpacıoğlu: Zorbalığa uğrayan kişi başarılıdır, en iyi eleman ve en iyi yetişecek kişi odur; bu yüzden o kişiyi yöneticinin koruması gerekir. Zorbalık, doğrudan şirketlerin kendi personelinin bilgi yönetiminin, envanterinin kurulmasında temel oluşturulacak iyi kişilerin kaybedilmesine yol açan bir olgudur. İşten ayrılmanın, çıkarmanın, yeni istihdam bulunmasının ve eğitilmesinin masrafları da göz önünde bulundurulursa, zorbalığın ortadan kaldırılması en çok kurum yararınadır.

Bu sebeplerden dolayı, öncelikle zorbalık konusunda farkındalık oluşturmak gerekir. Bu farkındalık, Ticaret Odası, iş hukukuyla ilgilenen kurumlar, Çalışma Bakanlığı, yeniden yapılandırma konusunda hizmet veren danışmanlık şirketleri ve insan kaynakları ile ilgili kurumlar yardımıyla oluşturulmalıdır.

Ayrıca, üst düzey yöneticiler zorbalık kavramını bilmeli ve iş yerinde zorbalık konusu şirket politikası ile bütünleştirilmelidir. Kurumun misyonu ve vizyonu tanımlanırken buna tolerans gösterilmeyeceği bir şekilde ifade edilmelidir ve uyumlu iş yeri kuralları, iş etiği ile pekiştirilmelidir. Kurum kültürü değişmez değildir. Dolayısıyla, zorbalığın yazılı tanımının yapılması gerekir; çalışanlar hangi sorunla karşılaştıklarında nereye başvurmaları gerektiğini bilmelidirler.

Şirkette, çalışma ortamını belirleyen bir metin olmalıdır. Bu metin çalışanların katılımıyla hazırlanmalıdır ki; zorbalık açık açık konuşulabilsin. Bu konuda yönetim, bu işi kesinlikle kontrol altında tutmalıdır ki; hem performansı düşüren, hem de iş gücü devrini artıran bir faktör olan zorbalık engellenerek, var olan grupla en verimli şekilde çalışılabilsin.

Zorbalık konusunda insan kaynaklarının rolü…
Ne yazık ki, İnsan Kaynakları departmanı da, üst düzey yöneticilere kendilerini, bütçelerini ve fikirlerini kabul ettirmek zorunda olan ve yöneticilerin belirlediği politikaları uygulamak ve personele uygulatmak durumunda olan kişilerden oluşur. Çalışan ile yönetici arasında çatışma olduğunda, çalışan haklı bile olsa, onu korumak için kendilerini ateşe atmalarını beklemek pek mümkün olmaz. Ayrıca çeteleşen grup birkaç kişiden oluşur, kurban ise yalnızdır. Çoğunluğun baskısına karşı koymanın güçlüğünü yaşayan İnsan Kaynakları genellikle zorbalık karşısında pasif kalmakta ve kurum olguyu tanımlamamış olduğu için, kural ya da yaptırım uygulayamamaktadır.

Esasında, bu olgu konusunda insan kaynakları bölümlerine büyük görev düşmektedir. İnsan kaynakları bölümleri öncelikler cesur davranmalı, yöneticilerle zorbalık karşıtı politikalar oluşmak için işbirliği yapmalı ve bilgileri düzenli bir şekilde üst yönetime aktararak onları bu konuda bilgilendirmelidir. Ayrıca, zorbalık konusunun şirket politikası içinde yer alması sağlanmalıdır. Çünkü zorbalık; eğitim ve sağlık maliyetleri ve iş gücü devri, bilgi maliyetleri gibi insan kaynaklarının görevleri içinde yer alan konuları yakından etkilemektedir.

Günümüzün uygar toplumlarında iş yerlerinde cinsel ve ırksal tacize karşı körlük artık yok olmaya başlamıştır. Zorbalık konusunda da aynı farkındalığın sağlanması gerekmektedir. Aslında bu tip olaylara farkındalık geliştirmek, maliyetleri kontrol alma ve şirketin saygınlığını koruma yoluyla, kurumun öncelikle kendi yararını gözetmesidir. Ayrıca kurum, bünyesinde çalışan bireylerin, çalışamaz hale gelmesini önlemekle de yükümlüdür.

Eğer insan kaynakları bölümü bir zorbalık vakasıyla karşı karşıya kalırsa; soruşturma yöntemi kullanmalıdır. Bu yöntemde, insan kaynakları bölümü tek başına çözüm getirmek yerine, diğer çalışanların da bu çözüm içinde yer almasını sağlamalı. Karar tek kişiye bırakılmamalı ve ortak karar alınması sağlanmalıdır.

Eleştiri zorbalık değildir…
Zorbalığın, duygusal tacizin ve yıldırmanın yanı “Mobbing” eyleminin tanımı net olarak yapılmalı ve kişilerin sadece bir kere uğradığı olayların zorbalık olarak nitelendirilmesi engellenmelidir. Bir örnek vermek gerekirse, çok büyük bir şirketler topluluğun tepe yöneticisi, bir öğleden sonra şirketi dolaşırken, etekleri diz üzerinde olan ve hafifçe çalışma masasına yaslanmış bir çalışana, açık ofiste tüm çalışma arkadaşlarının bulunmasına da aldırmadan, “O…u, derhal çık git benim şirketimden!” diyerek bağırmış ve o gün bu kişinin işine son verilmiştir. Bu zorbalık değildir. Bu davranışa ne ad verilebilir bilmiyorum, ama zorbalık, bir kişiye en altı, ortalama on yedi ay boyunca, sinsice ya da açıkça, sistematik olarak uygulanan duygusal eziyettir.

Bir kaç kere bağırma, kabalık ya da toplantıya alınmama da zorbalık tanımına girmez.
Haklı eleştiri de zorbalık değildir. İşini layığıyla yapmayan, aynı hataları tekrarlayan, işine zamanında gelmeyen, raporlarını zamanında ve tam olarak vermeyen çalışan eleştiri alacaktır, almalıdır da. Davranışlarını düzeltmesi için gerekli uyarıları almayan kişi çalışma ortamında kalamaz. Bu uyarıları yapan kişi nazik ve saygılı olmalıdır tabii, ama bazen kontrolü kaybedip, öfkesini kapıyı çarparak gösterebilir. Bu, iş yaşamına uygun olmayan bir davranış olsa da, zorbalık tanımına girmeyen, bir kerelik bir davranıştır.

Öte yandan, her gün işyerinden herkesten sonra ayrılan, titiz ve çalışkan, iş yükü aşırı olan bir sekretere, çalıştığı bölümdeki bazı kişiler aylardır iş verirken “Derhal istiyorum, gecikmeye tahammülüm yok!”, “Yetiştiremeyeceksen ne diye burada oturuyorsun?” , “Sallanma! Sallanma! İşleyen demir ışıldar. Sırf senin yüzünden buranın işi yürümüyor.” Diyorlarsa, yükü kaldıramayacak olduğu halde kimseden yardım isteyemeyen, yüzü kızaran, üzülen ve gururu incinen, zaman içinde uykuları bozulan ve içi işten atılma korkusuyla dolan, panik atakları başlayan ve “Tek istediğim, bir işi isterlerken ‘Lütfen’ demeleri, hiç ‘Lütfen’ demiyorlar” diye ağlayan kişi, zorbalığa uğramaktadır.

Kısa ve uzun vadede yapılacaklar…
Avrupa Birliği’ne giriş sürecinde insan kaynakları yöneticilerine bu anlamda büyük görevler düşmektedir. Çünkü Avrupa Birliği zorbalık-mobbing-bullying olarak adlandırdığımız olguyu kabul etmiş ve iş kanunları arasına, kurbanları koruyan ve zorbaları cezalandıran yasaları yerleştirmiştir. Kurumlar, en azından çalışanlarını seçerken; eğitim ve tecrübe gibi yetkinliklerin yanı sıra, kişilerde iletişim tarzına ve görgü kurallarına uyup uymadığına dikkat etmelidir. Kurumun etiğinin içinde bu olguya karşı tedbirler yer almalıdır. Kişilerin bu konularda kendilerini yetiştirmesi konusunda tetikleyici olmalıdır.

Devletin kurumları ve kanun koyucular da milyonlarca insanı ve ailelerini etkileyen bu toplumsal yaraya karşı duyarlı davranmaya başlamalı, bir an önce tüm sektörlerde ve kamuda yapılacak araştırmaları desteklemeli ve karşı tedbir almaya kurumları teşvik edecek yasaları, Avrupa standartlarından örnek alarak oluşturmalıdırlar.

Reklamlar

4 thoughts on “Türkiye’de zorbalık bir çalışma biçimi…

  1. merhabalar
    ben 15 yılı aşkın bir süredir özel sektörde yer alan bir şirkette muhasebe şefi olarak çalıştım.yukarıda bahsettiğiniz tüm muamelelerden geçmiş biri olarak şu an kendime güvenim ve inancım kalmamış.öyleki çalışmış olduğum işletme artık aileme ve çocuğuma bile dolaylı yollardan psikolojik baskı uyguluyordu.işyerinde sinirli ve stresli olarak eve geldiğim için bu durumu evdekilerede farkında olmadan yansıtıyordum.atrık kaygılı,endişeli ve mutsuz bir insan oldum.üstelik de maddi manevi hiçbir şey elde edemediğim bir iş sayesinde.artık bu durumlara bir dur demem gerekiyordu ve 07/01/2009 da haklı nedenlerden dolayı iş akdimi fesh ettim.bu durumda olan bir tek ben değildim benim gibi çalışan 50 arkadaşla birlikte bu yola çıktık.mobbing denen uygulamadan haberimiz olmadığı için dava dosyamıza bu yaşadığımız psikolojik baskıları yazamadık.bizim haklı fesih nedenimiz;son 2 yılı aşkındır düzenli maaş alamamamız.işveren bize 3 ayda bir canı isterse maaş ödüyordu.amacı kira sözleşmesi dolan işyerini en az kayıpla devretmek ve personel alacaklarından kurtulmak olduğu için bize maaşlarımızı ödemiyorlardı.”işine gelen çalışır ,gelmeyen istifa dilekçesini basar”.diyordu.tabi en az hizmet eden 10 yıllık personel olduğu için içerideki tazminat alacağına kıyıp giden de olmuyordu.yani kuzu kuzu çalışıyorduk.baktık böyle gitmeyecek zaten verdikleri 3 kuruş para,içeride de 3/4 aylık maaşlarımız duruyordu.avukata gittik bize yol gösterdi ve davamızı açtık.bakalım ne olacak.inşallah hakkımıza hayırlısı olur.sizden ricam bu durum da mobbing davasıda açabilir miyiz?bilgi verirseniz çok seviniriz.şimdiden teşekkürler.

  2. Merhabalar,
    yazılanlar doğru.Bunları ben de yaşadım.İlk etapta çalıştığım şehri değiştirdim ki o insanlardan kurtulayım diye.Fakat hiç bir zaman onları takmadım, takmıyorum da.İşimde hepsinden iyi olduğumu biliyorum ve haklıysam patronlarıma bile karşı gelecek cesaretim var.İş tanımımda olmayan bazı işleri de başta eğitim vermek adıyla ,sonra da o işi tamamen üstüme yıkmak niyetiyle bana sonradan haber veriyorlar ki bugün de başıma öyle bir şey geldi.Anında patronuma ya burada kalırız ya da bir asistan verirsiniz diye mesajımı cektım.İsterlerse atsınlar.Ben hep kazanırım, kendileri kaybederler.

    • Gerçekten helal olsun size! Aynı şekilde ben de 3 aydır yeni bir yerde mühendis olarak çalışıyorum. Fakat müdürüm resmen egolarını tatmin ediyor. Kendi üstüne kalan tüm işleri (kargo yollattırmaya varana kadar) ya da başkasına düşen görevi yapma işini bana veriyor sanki kendi işim yokmuş gibi. Resmen küçümsendiğimi hissediyorum. Bugün en sonunda yine böyle gereksiz bir işi bana verdi. Ama benim de boğazıma kadar dayandı. Verdiği işi yapmayı da düşünmüyorum kesinlikle. Çünkü alıştırınca iyice tepene çıkıyorlar. Yeni olduğum için de çıkartılmak istemiyorum. Sizce uygun bir dille nasıl konuşabilirim kendisiyle?

  3. The Association of Scientists
    scientist.bilim@gmail.com
    http://scientists-sciences.net
    www. bilinder.org

    2012 Conference on Workplace Emotional Abuse
    Join us for the 2012 Conference on Workplace Emotional Abuse on April 19 –20 , 2012, at Polama Pasha Resort Ozdere, Izmir-Turkey.
    The Association of Scientists accepts only high-quality of papers for its conference proceedings, which are subject to a thorough & objective review process of at least two independent reviewers. To maintain the quality the association will accept only top 100 papers which will be evaluated as high quality. The topics should address issues such as (non-exhaustive list):
    Bullying,
    Harassment,
    Discrimination,
    Abusive Expectations,
    Aggressing Constant,
    Chaos Denying Dominating,
    Emotional Blackmail,
    Invalidation,
    Minimizing, Unpredictable Responses and Verbal Assaults.
    All accepted papers shall be included on a CD-ROM, and a Book of Abstracts shall also be provided. Copyright remains with the author. The titles, abstracts and references of all papers should be written in English, while the main body of the paper can be written in either English or Turkish
    Further details about the conference, the venue, travel, accommodation, registration etc can be found at the website: http://scientists-sciences.net
    We welcome all your submissions.

    Best regards,
    Dr. Gulcimen Yurtsever
    scientist.bilim@gmail.com
    The Association of Scientists
    Turkey

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s